Kayıtlar

Öleceğim

öleceğim dedim. keskin bir eşyaya veya zehire ihtiyaç duymadan. kafam bendimi parçalayan bir testere olacak, baştan başlayarak kesecek beni dedim. öleceğim dedim, gözüm bir an olsun arkada kalmadan. ve yaşamanın suratına tenezzül edip de bakmadan kalbimin atmayışları parmaklarımdaki damarları kurutacak dedim. öleceğim dedim, dün olmadı ama bugün mutlaka. elde avuçta ne varsa toplayıp  gideceğim yani öleceğim dedim. fakat evet, ölmedim. kapkaranlık mevt perdesi deveran etti. oldu bir parça güneş , oldu tenimi okşayan bir kar tanesi, oldu içime çekmemle ab-ı hayat olan serin bir nefes. doğrudur bugün de ölmedim bugün de aldı gönlümü yaşamak hevesi. yine büsbütün karartamadım pencereleri, yine bir ışık süzüldü belli belirsiz, yine parıldadı karanlık gözlerim. kararsa büsbütün biliyorum, ölürdüm tam da o gün.

Uyku Hakkında

Resim
     Günaydın, bugün gerçekten de ehli olduğum bir mesele ile devam ediyoruz: Uyku.       Uyku ’nun kelime anlamıyla başlayalım: “Dış uyaranlara karşı bilincin tümden ya da bir bölümünün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı doğal dinlenme durumu.” Evet, tanıma şöyle bir uzaktan bakınca ‘dış uyaranlar’ ile alıp veremediği olanların dişleri kamaştı bile. O zaman gidelim dişleri kamaşanların en popüleri Oblomov’ a neden çok uyuduğu sorulduğunda verdiği cevaba bakalım: “- Vaktin nasıl geçtiğini bilmemek için...”    Ve hemen Martin Eden’den bir alıntı ile devam edelim: “Uyku onun için unutmak demekti…”    Son olarak Haruki Murakami uykudan nasıl bahsetmiş ona bakalım: “Sanki dünya sessizce benden uzaklaşıp gidiyor”     Bu okuduklarımızdan bir çıkarım yapacak olursak edebiyatta uykuya olan düşkünlük; dışarıdan kopma isteğini, hayattan bıkma halini hatta kendini küçük...

Ankara Güzellemesi

Resim
 Zaman zaman Ankara'dan sevgi ve ilgiyle bahsetmemi manasız bulan oluyor. Burada yazanlar onlara bir cevap niteliğinde olsun.  Ankara'nın hakkı sevilmektir. sevilmek en çok ona gerektir. onunla bizim hikayemiz daim müşterektir. misal en meyvesiz çağında  nispet yapar gibi  önüne meyveler koymaz. misal ayrılsan bir sevdiğinden incitmek ister gibi önüne renk renk neşe perdeleri sermez. misal sen takılsan kalsan bir köşe başında nezaketindendir köşenin sonunda karşına akıp giden denizler sunmaz. durgunsan durgundur senin gibi suskunsan suskundur aynı sen gibi işin kısası Ankara gülmez hiçbir garibin haline, dalga geçmez düşenin arkasından. birde benzetir insan kendini bu şehre ayna misaldir sebebi bilinmez de için üşür ya senin zaman olur da onun da içi buzlar tutar tam o anda yaprakların dökülür senin yeri gelir de o da durmaz döküverir kendininkini dostane sevmezler desek misal seni Ankara'yı da sevmezler aynı sen gibi   günlerce çabalarsın bir işi oldurabilmek i...

Film: Aftersun

Resim
   Eveet, madem buraya gelip peynir gemisi yürütme girişiminde bulundum. Anlık gündemimden bahsetmek isterim. Evet gündem dedim çünkü filmin etki düzeyi biraz aşırıya kaçınca gündemim olmak durumunda kaldı. Bahsettiğim film; Aftersun.       Film bir baba kızın Türkiye'de yaptıkları tatilden oluşuyor. Olay bazında olan sadece bu. Fakat ayrıntılarla, küçük küçük anlarla bize bambaşka bir hikaye anlatıyor. Ve o hikayeyi yavaş yavaş ve kafa yorarak öğrenmek üzerimizdeki etkisini çok farklı bir boyuta taşıyor.  Bir tokat yemenin üzerimizdeki etkisi ile bizi günlerce tokat atmakla tehdit eden birinin üzerimizdeki etkisi arasındaki boyut farkında olduğu gibi. Sanki filmi izlerken parça parça çürüyoruz. Ayrıca o çürüme, aşağıda görebileceğiniz gibi küçüklük hatıralarımın mekanıyla çakışınca da filmi izlemiyor da şahit oluyor gibi hissetmek hali hasıl oluyor.    Zevk ve renk farklılığı + kimsenin vaktini harcama biçimine müdahele etme cürretini kendim...

Selaaam

Herkese selaam;    Ben, Ece. Ve MÖ 2023 yılındaymışız gibi blog açmaya karar verdim. Neden diye soracak olursanız, canım sıkıldı. Can sıkılması ise insana birçok şeyi yaptırabiliyor.     Burada ilgimi çeken, beni güldüren, hakkında konuşmayı sevdiğim her şeyi anlatma niyetindeyim. Birbirine güvercinle mektup yollamayan sizlerin açıp da bir blog okuyacağını da düşünmüyorum.  O yüzden baştaki 'herkese' hitabım beni bir miktar güldürdü.  Ama olsun hiç olmadı şiirleri okunmayan anadolulu şair triplerine girer ve halimi romantize ederim.     Neyse lafı dolandırmayalım, bir selam verip çıkacaktık. Merhabaaaaaaaa söylediklerimi dinleme özverisi olan güzel insanlar👋 (imla hatalarım olduysa kusuruma bakmayın, yks ile ilintili her şeyi unutma hastalığına yakalandım maalesef)